Allah’ın ilk yarattığı şey nedir? sorusu, İslam düşüncesinde hem akaid hem de tefsir ve hadis literatüründe önemli bir yer tutar. Bu konu; yaratılışın mahiyeti, kader, zaman ve ilahi irade gibi temel kavramlarla doğrudan ilişkilidir. Ancak dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: Bu meselede tek ve kesin bir görüş yoktur. Farklı İslam âlimleri, Kur’an ayetleri ve hadisler ışığında çeşitli yorumlar ortaya koymuştur.
Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’ın ilk yarattığı şey şudur” şeklinde doğrudan ve açık bir ifade yer almaz. Ancak bazı ayetler yaratılışın aşamalarına ve başlangıcına dair ipuçları sunar. Yaratılışın mutlak başlangıcını tek bir varlıkla sınırlamak yerine, ilahî bir plan ve süreç olarak görmek gerekir. Kur’ân’ın üslubu, ilk sebep ve nihai gaye üzerinde tefekkürü teşvik eder; varlıkların düzeni ve hikmeti ön plana çıkarılır.
“O’nun arşı su üzerindeydi.” (Hud Suresi, 7. ayet) ifadesi, kozmik düzenin kuruluşuna dair işaretler içerir ve yaratılış öncesi/bası langıç safhasına dair sembolik veya hakiki bir zemine dikkat çeker. Bu ayetin yanında, “Gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.” (A‘raf Suresi, 54. ayet) beyanı, yaratılışın tedricîliğini vurgular.
Ayetler, yaratılışın bir süreç olduğunu gösterir; fakat ilk yaratılan varlığın ne olduğu meselesi, daha çok hadisler ve âlimlerin yorumları üzerinden şekillenmiştir. Nitekim bazı rivayetlerde “kalem”, bazılarında “arş”, kimilerinde “su” öncelenmiştir; bu farklılıklar, konunun tefsir ve kelâm sahasında yorumlanmaya açık olduğunu gösterir.
En yaygın ve klasik görüşlerden biri, Allah’ın ilk yarattığı şeyin Kalem olduğudur. Yaratılış tasavvurunda ilahî ilmin tezahürünü merkeze alır ve hadis kaynaklarında geçen rivayet özeti “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona ‘Yaz!’ buyurdu. Kalem de kıyamete kadar olacak her şeyi yazdı.” ifadesine dayanır. Bu rivayet, varlığın düzenini belirleyen ilahî takdirin başlangıçta yazılıp tesbit edildiğini vurgular ve kalem, kaderin yazılması ile ilişkilidir.
Bu çerçevede Levh-i Mahfuz kavramı bu görüşle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü Kalem’in yazdıkları, ezelî ilmin muhafaza edildiği bu metafizik levhada kayıtlı kabul edilir. Böylece kaderin ilahî ilimle kuşatılmış, muhkem ve değişmeyen yönüne dikkat çekilir; yaratılıştaki hikmet, düzen ve ölçü fikri ilmî bir zemine oturtulur.
Söz konusu görüş, kelam ve tefsir geleneğinde otorite kabul edilmiş olup özellikle Ehl-i Sünnet âlimleri arasında yaygındır. Bu kabul, nas merkezli bir yöntemi benimsediği için hem aklî hem naklî delillerle desteklenir; kozmoloji, nübüvvet ve kader anlayışıyla dengeli bir bütünlük kurar.
Arş (Allah’ın Arşı) görüşü üzerine klasik literatürde önemli bir yaklaşım, Bazı âlimler ise, Allah’ın ilk yarattığı şeyin arş olduğunu savunur. Bu görüş, arş’ın yaratılışın merkezinde yer aldığına dair ayet ve rivayetlere dayanır. Arş, Allah’ın kudret ve hâkimiyetini temsil eder. ifadesiyle özetlenir. Bu perspektife göre arş, yaratılış düzeninin mihveri, varlıklar âleminin ilahî nizama bağlandığı bir işaret taşıdır. Zaman ve mekân kavramları arş ile anlam kazanır. Arş’ın kozmik konumu, oluş ve bozuluşun ölçüsünü, başlangıç ve yönelişi belirleyen üst bir referans çerçevesi sunar. Nitekim arş’ın yaratılması, diğer varlıkların yaratılışından önce gerçekleşmiştir. Bu öncelik, Arş’ı ilahî planın ilk merhalesi olarak konumlandırır ve tüm mahlûkatın varlık düzenini ilahî kudretin kuşatıcılığı altında temellendirir.
Geleneksel bilginin aktarımlarında, bazı rivayetlerde ve ayet yorumlarında, suyun ilk yaratılan unsur olduğu ifade edilir. Bu anlayış, varlığın başlangıcında suyun asli bir kaynak ve imkân alanı olduğunu vurgular. Kur’anî atıflar içinde, “O’nun Arşı su üzerindeydi.” ayeti bu kozmik düzene işaret eder; su, kudretin tecellisine ve düzenin kurulmasına sahne olan ilk unsur olarak konumlanır. Böylece su, yalnızca bir madde değil, başlangıcın metafizik çağrışımlarını da taşıyan bir ilke hâline gelir.
Nitekim kozmoloji ve canlılık tasvirlerinde, gökler, yer ve canlılar sudan yaratılmıştır. ifadesi, varlık düzenindeki her katmanın suyla ilişkisini açıklar. Bu yaklaşım, varoluşun kesintisiz deviniminde suyun kurucu rolünü belirginleştirir. Su, maddi yaratılışın temel yapı taşıdır. Böylece anlatıda, yaratılışın maddi boyutuna vurgu yapılır. ve su, tüm varlığın bağlayıcı zemini olarak anlaşılır.
Nur-i Muhammedî yorumu, yaratılışın başlangıcını Hz. Peygamber’in manevi hakikatine bağlayan bir bakış açısı olarak tasavvuf tarihinde önemli bir yer tutar. Bu anlayışa göre, kâinattaki varlık düzeni, ilahî tecellilerin ilk parıltısı sayılan Nur-i Muhammedî üzerinden anlam kazanır; böylece peygamberî hakikat, hem varoluşun maksadı hem de kemale ermenin rehberi kabul edilir. Bu yaklaşımın dil ve sembol dünyası, metafizik mertebeler, hakikat–şeriat ilişkisi ve aşkın bilgi kavramları etrafında şekillenir; dolayısıyla yorum, yalnız bir kozmogoni iddiası değil, aynı zamanda bir marifet yolu önerisidir.
Tasavvufî kaynaklarda sıkça rastlanan bir diğer yorum ise, ilk yaratılan şeyin Hz. Muhammed’in nuru (Nur-i Muhammedî) olduğu anlayışıdır. Daha çok tasavvuf ve irfan geleneğinde yer alır. Bu çerçevede Nur, varlıkların hakikatlerine nüfuz eden bir rahmet ve ölçü olarak ele alınır; insanın kemal yolculuğu da bu nur ile irtibat kurmak üzerinden ifade edilir. Akaid açısından sembolik ve mecazî olarak değerlendirilir. Çünkü iman esasları, nassların açık anlamlarını merkeze alır; kozmik öncelik gibi meseleler zikredildiğinde, bunlar daha çok manevî öncelik ve değer üstünlüğü şeklinde yorumlanır. Kelam âlimlerinin tamamı tarafından literal anlamda kabul edilmez. Kelam ekolleri, ontolojik bir “ilk yaratılan nur” tasvirini kesin akide hükmü saymaz; metinleri mecaza yorarak, hakikatin peygamberî rehberlikte tezahür ettiğini vurgularlar.
İlginizi Çekebilir: Şükür Namazı Nedir? Nasıl Kılınır?