Deprem jeolojik bir olaydır, fakat inanç sahibi insan için afetler ibret, dua, tövbe, tedbir ve yardımlaşma kapısı açar. Bir şehrin sarsılmasını doğrudan oradaki insanların günahına bağlamak hassas, eksik ve yaralayıcı bir dil oluşturur. İslam’da musibet karşısında yapılacak doğru davranış, afetzedeleri suçlamak değil, can güvenliği için tedbir almak, binaları sağlam yapmak, kul hakkından sakınmak, dua etmek ve yaraları sarmaktır. Deprem günah ilişkisi konuşulurken deprem kuşağı, fay hattı, yapı kalitesi ve insan ihmali de unutulmamalıdır. İnsanın sorumluluğu, felaketten ibret alırken acı yaşayan insanlara merhametle yaklaşmaktır.
İlmi açıdan sarsıntı, yer kabuğundaki hareketlerle meydana gelir. Dini açıdan ise insan yaşadığı her ağır olayda kendini, ailesini ve toplum düzenini gözden geçirir. Buradaki hassas sınır, afeti yaşayan kişileri hedef göstermeden ders alabilmektir. Afet bir sınanma olabilir, can kaybı yaşayan insan için sabır vesilesi olabilir, ihmali bulunan kişiler için hesap sorulacak ağır kul hakkı doğurabilir. Böyle bir konuda ölçülü dil, acıyı büyütmeden hakikati anlatmaya yardım eder.
Deprem, yer kabuğundaki fay hareketleriyle oluşan doğal afettir. İnanan kişi, doğal sebebi reddetmez. Fay hattı, zemin yapısı, bina dayanımı ve mühendislik hataları afetin yıkıcı etkisini artırabilir. Dini açıdan bakıldığında ise her sarsıntı insana faniliği, tedbiri ve sorumluluğu hatırlatır. ilahi ikaz ifadesi burada insanları suçlayan bir hüküm gibi değil, kalbi toparlayan bir uyarı gibi anlaşılmalıdır.
Deprem ve günah ilişkisi anlatılırken acı yaşayan insanlara günahkâr muamelesi yapılmamalıdır. Enkaz altında kalan çocuk, yaşlı, hasta veya mazlum kişi üzerinden ağır cümle kurmak İslam ahlakıyla bağdaşmaz. Afet yaşayan bir aileyi düşünelim. Evini kaybetmiş, yakınını toprağa vermiş ve hâlâ artçı sarsıntılarla korku içinde yaşayan insanlar vardır. Böyle bir aileye ilk söz günah değil, geçmiş olsun, yanınızdayız ve Allah sabır versin olmalıdır. Kişisel muhasebe ve ibret alma çabası anlam taşır. Başkasını yargılama aracına dönüşürse merhamet kaybolur.
ilahi ikaz, insanın kendi hayatını düzeltmesine kapı açtığında anlamlıdır. Kişi harama karşı tavrını, kul hakkı duyarlılığını, aile içi sorumluluğunu ve kazancının temizliğini gözden geçirir. Fakat sarsıntının merkezindeki insanlara ağır hüküm vermek, afet ahlakına zarar verir. Mümin, ibret alırken kalp kırmamayı da öğrenmelidir.
Deprem günah ilişkisi, kaderi ve insan sorumluluğunu aynı anda hatırlatan hassas bir konudur. Bazı dini metinlerde açık günahlar, zulüm, haksızlık ve toplumsal bozulma musibetlerle anılır. Fakat söz konusu anlatımlar her depremi belirli bir günaha bağlama yetkisi vermez. Deprem imtihan olarak da yaşanabilir, ihmalin acı bedeli olarak da görülebilir. Kötü yapılaşma, zayıf yapı gözetimi, malzemeden çalma ve güvenli olmayan binalar kul hakkına giren ağır ihmallerdir.
Gerçek kullanım örneği üzerinden bakalım. Bir müteahhit binada eksik demir kullanırsa, belediye gözetimi zayıf kalırsa, bina sahibi kaçak kat çıkarsa ve kiracıya risk saklanırsa yıkım anında mesele sadece doğal afet değildir. Burada kul hakkı ve ahlaki sorumluluk vardır. İslam, insanı sadece dua etmeye değil, üzerine aldığı görevi dürüst yapmaya da çağırır. Deprem imtihan ifadesi, tedbirsizliği örtmek için kullanılmamalıdır. Sağlam bina yapmak, afet çantası hazırlamak, aile planı kurmak, komşu yaşlıları gözetmek ve resmi uyarıları ciddiye almak kulluk bilincinin günlük hayattaki karşılığıdır.
Musibet kavramı, insanın kendi eliyle büyüttüğü krizleri de hatırlatır. Çürük bina, imar affı beklentisi, deniz kumu kullanımı, kolon kesme, kaçak kat ve bilimsel uyarıları hafife alma insan iradesiyle ortaya çıkan ağır kusurlardır. Manevi muhasebe yapılacaksa sadece sözle tövbe etmek yetmez. İşi ehline vermek, hakkı gizlememek, güvenli şehirler kurmak ve komşunun canını kendi canı gibi görmek gerekir. Dini duyarlılık, sahadaki tedbirle birleştiğinde daha güçlü olur.
Deprem sonrası dua, acının ortasında kalbi toparlayan sade bir sığınaktır. İnsan kendisi, ailesi, vefat edenler, yaralılar ve evsiz kalanlar için Allah’tan rahmet, afiyet ve sabır ister. Dua cümleleri kadar fiili destek de kıymet taşır. Sıcak yemek, barınma, kıyafet, sağlık malzemesi ve güvenli bilgi akışı afet günlerinde hayat kurtarır. Dua eden el, yarayı sarmak için de hareket ettiğinde merhamet daha görünür hale gelir.
Afet sonrasında ihtiyaç sahiplerine ulaşan yardımlar, acıyı hafifletmenin pratik yollarından biridir. Kalıcı destek vermek isteyenler bağış yap sayfası üzerinden farklı yardım başlıklarını görebilir. Malını arındırmak ve dar gelirli ailelerin yükünü hafifletmek isteyenler için zekat bağışı seçeneği de dayanışma bilincini diri tutar. Deprem yardımı sadece afetin ilk haftasıyla sınırlı kalmamalıdır. Kira, eğitim, gıda ve psikolojik toparlanma süreci aylarca devam edebilir.
Farklı bir açıdan bakıldığında, deprem karşısındaki en doğru duruş üç adımı bir araya getirir: tedbir, tövbe ve paylaşma. Tedbir, canı korur. Tövbe ve ibret, kalbi arındırır. Deprem yardımı ise toplumun kırılan tarafını onarmaya katkı verir. İnsan, afetleri başkasına hüküm kesmek için değil, kendi hayatını düzeltmek ve yaralı kalplere yaklaşmak için anlamaya çalışmalıdır. Böyle bir dil, dini hassasiyeti korur ve acı yaşayan insanın gönlünü incitmez.
Deprem tedbiri, sadece teknik kurumların görevi gibi görülmemelidir. Her aile yaşadığı binanın riskini sormalı, ağır eşyaları sabitlemeli, acil çanta hazırlamalı ve toplanma alanını bilmelidir. Deprem tedbiri, tevekkülün karşıtı değildir. Aksine insanın üzerine düşeni yapıp gerisini Allah’a bırakmasıdır. Çocuklara güvenli davranışları öğretmek, yaşlı yakınlar için iletişim planı kurmak ve yanlış bilgi yaymamak da sorumluluğa dahildir. Açık plan, korkuyu azaltır ve aileye kriz anında sakin hareket alanı verir.
Afet bilinci olan mümin, evinin güvenliğini sorar, helal kazanca dikkat eder, komşusunu yoklar, yardım ulaştırır ve Rabbine daha içten yönelir. Afet bilinci sadece kriz anında ortaya çıkan duygu değildir. Güvenli yapı talep etmek, acil toplanma alanını bilmek, yaşlı ve engelli komşular için plan yapmak, ailesine dua etmeyi öğretmek ve gücü yettiğinde destek olmak aynı duruşun parçalarıdır. Tövbe ve ibret kişiyi pasif bırakmaz. Tam tersine daha dürüst, daha hazırlıklı ve daha merhametli bir hayat kurmaya çağırır.