İsm-i Âzam, Allah’ın en yüce ismi anlamına gelir. Hadislerde Allah’ın İsm-i Âzamı olarak farklı isim ve zikirler zikredilmiştir. Bunlar arasında Allah lafzı, Rahmân, Rahîm, Mennân, Ehad, Samed, Hayy, Kayyûm, Bedî’u’s-semâvâti ve’l-ard, Zû’l-celâli ve’l-ikram, lâ ilâhe illallah ve lâ ilâhe illâ ente ifadeleri öne çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: İsm-i Âzam, özel olarak belirlenmiş tek bir dua adı değildir. Allah’ın isimleri içinde yüceliği ve duaya vesile oluşu ile anılan isim veya isimler için kullanılan bir ifadedir. Peygamber Efendimiz, İsm-i Âzam anılarak yapılan duaların Allah katında makbul olacağını bildirmiştir.
Rivayetlerde yer alan dualardan birinde Peygamber Efendimiz bir gün mescide girdiğinde, namazını tamamlayan bir sahabînin Allah’a şöyle dua ettiğini işitmiştir:
اللَّهُمَّ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ الْمَنَّانُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ يا حَىُّ يَا قَيُّومُ إِنِّى أَسْأَلُكَ
Allah’ım, senden başka ilah yoktur. Sen çok nimet verensin. Gökleri ve yeri yoktan var edensin. Celal ve ikram sahibisin. Ey Hayy, ey Kayyûm olan Rabbim, sana yöneliyor ve senden istiyorum.
İsm-i Âzam ifadesi, Allah’ın en büyük ismi manasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de ism kelimesi birçok ayette Allah’a nispet edilmiştir. Bununla birlikte azam sıfatıyla doğrudan bir isimlendirme yer almaz. Bazı ayetlerde Rabbin isminin yüceliği, tenzih edilmesi ve hayırlara vesile oluşu üzerinde durulur. Müfessirler, bu ifadelerde asıl yüceliğin harflerden oluşan kelimeden ziyade Allah’ın zatına ait olduğunu belirtir. Yani isim, Allah’ın yüceliğini tanımaya ve O’na yönelmeye vesile olan bir anlam taşır. Bu açıdan bakıldığında İsm-i Âzam, sadece kelime olarak okunacak bir ifade değil, Allah’ın birliğini, kudretini, rahmetini ve bütün varlığı kuşatan hükümranlığını hatırlatan derin bir mana taşır.
İsm-i Âzam hakkında farklı sahabîlerden gelen rivayetler bulunmaktadır. Esmâ bint Yezîd, Ebû Ümâme, Büreyde b. Husayb, Enes b. Mâlik ve Hz. Âişe yoluyla aktarılan rivayetler, İbn Mâce’nin es-Sünen adlı eserinde dua bölümünde yer alır. Übey b. Kâ‘b yoluyla gelen başka bir rivayet ise Müslim, Ebû Dâvûd ve Müsned’de zikredilmiştir.
Bazı rivayetlerde İsm-i Âzamın Bakara, Âl-i İmrân ve Tâhâ surelerinde geçen şu ifade ile bağlantılı olduğu belirtilir:
الله لا اله الا هو الحيُّ القيُّوم
Anlam olarak bu ifade, Allah’tan başka ilah olmadığı, O’nun Hayy ve Kayyûm olduğu gerçeğini vurgular. Yani Allah diridir, varlığı kendindendir, bütün varlık O’nun kudretiyle ayaktadır.
Büreyde ve Enes b. Mâlik yoluyla gelen rivayetlerde de farklı kelimeler yer alsa da ana vurgu tevhid inancıdır. Resûlullah’ın bu dualar hakkında, Allah’ın İsm-i Âzamı ile dua edildiğinde duanın kabul edileceğini ve istenilenin verileceğini bildirdiği aktarılır.
İsm-i Âzam duasının fazileti, kulun Allah’a O’nun yüce isimleriyle yönelmesinden gelir. Bu dua, Allah’ın birliğini kabul eden, O’nun kudretini, rahmetini ve mutlak hâkimiyetini dile getiren ifadelerden oluşur.
İbn Hacer, İsm-i Âzam konusunda gelen rivayetler içinde Büreyde hadisinin sened bakımından öne çıktığını ifade etmiştir. Bu rivayette yer alan dua, mana bakımından İhlâs Sûresi ile yakınlık taşır:
اللهم إني أسألك بأنك أنت الله الأحد الصمد الذي لم يلد ولم يولد ولم يكن له كفواً أحد
Bu duanın anlamı özetle şöyledir:
Allah’ım, senin Allah oluşunu, bir ve samed oluşunu, doğurmaktan, doğmaktan, dengi ve benzeri bulunmaktan uzak oluşunu vesile ederek senden istiyorum.
Bu ifadeler, Allah’ın eşsizliğini ve mutlak yüceliğini dile getirir. Dua eden kişi, isteğini sadece bir talep olarak değil, tevhid inancını hatırlayarak ve Allah’a tam bir teslimiyetle sunar.
Hz. Âişe’den gelen rivayetlerde, Peygamber Efendimizin duasında Allah’ın temiz, mübarek ve zatınca en sevimli ismiyle Allah’a yöneldiği aktarılır. Bu isimle dua edildiğinde, dilekte bulunulduğunda ve rahmet istendiğinde Allah’ın kabul ile karşılık vereceği bildirilmiştir. Ancak bu ismin açık şekilde hangisi olduğu belirtilmemiştir. Hz. Âişe, duaların kabulüne vesile olan bu ismi öğrenmek istemiştir. Bunun üzerine iki rekât namaz kılmış ve içinde Allah, Rahmân, Ber ve Rahîm isimlerinin geçtiği bir dua okumuştur. Rivayete göre Peygamber Efendimiz, öğrenmek istediği ismin duasında geçen isimler arasında bulunduğunu söylemiştir.
Birinci görüşe göre, özel olarak belirlenmiş bir İsm-i Âzam yoktur. Ca‘fer es-Sâdık, Cüneyd-i Bağdâdî, İbn Cerîr et-Taberî, Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, İbn Hibbân ve Bâkıllânî gibi bazı âlimler bu görüşü benimsemiştir. Bu yaklaşıma göre rivayetlerde geçen azam ifadesi, harflerden oluşan bir kelimenin büyüklüğünü değil, Allah’ın zatının yüceliğini anlatır. Kul samimiyetle dua ettiğinde Allah dilerse duasını kabul eder.
İkinci görüşe göre İsm-i Âzam vardır, fakat Kadir gecesi veya cuma günündeki icabet saati gibi Allah tarafından gizlenmiştir. Bu anlayışa göre kul, Allah’ın bütün güzel isimlerine saygı ve bağlılıkla yönelmeli, duayı tek bir isme bağlı düşünmemelidir.
Üçüncü görüşe göre ise İsm-i Âzam mevcuttur ve insanlar tarafından bilinebilir. Bu yoruma göre ona en büyük isim denilmesinin sebebi, Allah’ın birliğini, yaratma kudretini, rahmetini ve dualara icabetini güçlü şekilde ifade etmesidir.
İbn Hacer ve Süyûtî, İsm-i Âzamın hangi ifadelerden oluşabileceğine dair birçok görüş aktarmıştır. Bu listelerde en çok Allah ismi ve O’na işaret eden hüve zamiri öne çıkar. Ortak tema ise Allah’ın birliği, sınırsız merhameti, kâinatı yaratması ve her şeyi yönetmesidir.