Peygamber Efendimize yapılan büyü ile ilgili rivayetlerde, Yahudilerle iş birliği içinde hareket eden ve sihir konusunda maharetli olduğu anlatılan Lebid bin A’sam’ın bu olayda öne çıktığı belirtilir. Anlatıma göre, dönemin bazı Yahudi ileri gelenleri, Resûlullah’a zarar vermek amacıyla Lebid’i görevlendirmiş ve bunun karşılığında ona altın vermiştir. Olayın temel çerçevesi, Peygamber Efendimize yapılan büyünün nasıl hazırlandığı, nereye gizlendiği ve ardından nasıl bozulduğu etrafında şekillenir.
Büyü, olağanüstü ve gizli güçlerden yararlanarak olayları kendi isteği doğrultusunda yönlendirmeye çalışmak için başvurulan işlemler olarak tanımlanır. Sihir, tılsım, efsun, göz bağı ve benzeri uygulamalar bu başlık altında değerlendirilir. Metinde anlatılan olayda da büyünün, düğüm atma ve üfleme yoluyla hazırlanmış bir sihir çeşidi olduğu görülür.
Rivayete göre Lebid bin A’sam, Peygamber Efendimizin saç tellerinden bir miktar elde etmeye çalıştı. Aradığına ulaştıktan sonra bu saç tellerine düğümler attı ve onların üzerine üfledi. Daha sonra düğümlenmiş saçları, erkek hurmanın kurumuş çiçek kapcığının içine yerleştirdi. Hazırlanan sihir malzemesi, bir kuyunun içindeki basamak taşının altına saklandı.
Bu olaydan sonra Resûlullahın rahatsızlandığı, gözlerindeki canlılığın azaldığı ve bir süre halsiz düştüğü aktarılır. Günler boyunca süren bu rahatsızlık, yeme içme isteğinin azalmasına kadar ilerlemiştir. Rivayetlerde büyünün etkisinin fiziksel ve ruhsal bir ağırlık şeklinde hissedildiği anlatılır.
Anlatıma göre Allah Teâlâ, Resûlüne bu sihrin kim tarafından yapıldığını, nasıl hazırlandığını ve nereye gizlendiğini bildirdi. Bunun ardından Hazret-i Ali ile Ammar, Zervan kuyusuna gönderildi. Kuyunun suyu ve çevresi dikkat çekici bir hâl almıştı. Kuyunun suyu boşaltıldı, ardından içerdeki basamak taşı kaldırıldı ve saklanan sihir bulundu. Rivayetlerde, büyünün ortaya çıkarılmasıyla birlikte çözülme sürecinin de başladığı ifade edilir. Olayın en dikkat çekici yönü, büyünün yerinin bildirilmesi ve ardından düğümlerin tek tek çözülmesidir. Böylece Peygamber Efendimize yapılan büyü bozulmuş, üzerindeki ağırlık kalkmış ve sağlığı yeniden düzelmeye başlamıştır.
Cebrâil aleyhisselâm bu sırada Felak ve Nâs surelerini getirmiştir. Her ayet okundukça düğümlerden biri çözülmüş, son düğüm de açıldığında Peygamber Efendimiz sanki bir bağdan kurtulmuş gibi ferahlamıştır. Ardından yeniden yemek yemeye ve su içmeye başlamıştır. Bu rivayette Felak ve Nâs sureleri, kötülükten korunma ve manevi sığınma açısından öne çıkar. Halk arasında büyü bozma duası denildiğinde bu iki surenin anılması da büyük ölçüde bu anlatımla ilişkilendirilir. Sonrasında Zervan kuyusunun kapatıldığı, sihir yapan kişiye ise ayrıca bir ceza verilmediği belirtilir. Resûlullahın, kendisine zarar vermeye kalkışan kişiye karşı bile intikam yolunu seçmemesi, olayın dikkat çeken yönlerinden biridir.
Büyü ile ilgili hadislerde sihrin ağır ve tehlikeli bir günah olduğu açık biçimde görülür. Bir hadiste, helâke götüren yedi büyük günahtan biri olarak sihir yapmak sayılmıştır. Diğer rivayette ise düğüm atıp ona üfleyen kişinin sihir yapmış olacağı, sihirle uğraşmanın da insanı büyük bir sapmaya sürükleyeceği bildirilir. Fal ve benzeri alanlara yönelmek konusunda da ciddi bir uyarı vardır. Rivayette, kayıp ya da çalıntı malı haber verdiğini söyleyen kişilere gidip onların söylediklerini doğrulamanın ağır manevi sonuçlar doğuracağı ifade edilir. Bu yönüyle büyü, fal ve benzeri uygulamalar İslam’da sakınılması gereken alanlar arasında değerlendirilir.
Peygamber Efendimize yapılan büyü, Lebid bin A’sam tarafından hazırlanmış, bir kuyuya gizlenmiş ve Allah’ın bildirmesiyle ortaya çıkarılmıştır. Felak ve Nâs surelerinin okunmasıyla düğümler çözülmüş, büyünün etkisi ortadan kalkmıştır. Olay, bir yandan sihrin tehlikesini anlatırken diğer yandan Peygamber Efendimizin sabrını, vakarını ve affediciliğini de göstermektedir.