Tövbe, insanın işlediği hata ve günahlardan pişmanlık duyarak Allah’a yönelmesi anlamına gelir. Kelime olarak geri dönmek, yön değiştirmek ve rücû etmek manalarını taşır. Dini anlamda ise kulun yanlış, günah ve yerilmiş davranışları terk ederek Allah’ın razı olacağı yola dönmesidir. Tövbe kapısı her kul için açıktır. Günah işleyen, hata yapan, nefsine yenilen ya da Allah’a karşı kusur ettiğini fark eden kişi samimi bir pişmanlıkla Rabbine yönelebilir. Tövbe yalnızca dille söylenen bir ifade değildir. Kalpte pişmanlık, davranışta değişim ve aynı günaha tekrar dönmemek için güçlü bir irade gerekir.
Tövbe, işlenen günahtan vazgeçip Allah’a dönmek demektir. İstiğfar ise Allah’tan bağışlanma dilemektir. Bu iki kavram birbirini tamamlar. Kul önce hatasını fark eder, ardından pişmanlık duyar, Allah’tan af ister ve aynı yanlışa tekrar düşmemek için gayret gösterir.
Tövbenin samimi olması için üç temel nokta öne çıkar. Günaha karşı içten pişmanlık duymak, o günahı terk etmek ve yeniden işlememeye kararlı olmak. Eğer işlenen hata kul hakkı ile ilgiliyse hak sahibinden helallik almak da tövbenin önemli bir parçasıdır.
أَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ
Estağfirullah el-Azîm.
Yüce Allah’tan bağışlanma dilerim.
Bu kısa istiğfar cümlesi, tövbe ve bağışlanma dilemenin en özlü ifadelerinden biridir. Kişi bu sözü söylerken yalnızca dil ile tekrar etmemeli, kalben de hatasını kabul ederek Allah’ın rahmetine sığınmalıdır.
أَسْتَغْفِرُ اللهَ، أَسْتَغْفِرُ اللهَ، أَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ الْكَرِيمَ، الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ، الْحَيُّ الْقَيُّومُ، وَأَتُوبُ إِلَيْهِ، وَنَسْأَلُهُ التَّوْبَةَ وَالْمَغْفِرَةَ وَالْهِدَايَةَ لَنَا، إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ، تَوْبَةَ عَبْدٍ ظَالِمٍ لِنَفْسِهِ، لَا يَمْلِكُ لِنَفْسِهِ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا.
Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve, el-hayye’l-kayyûmü ve etûbü ileyh. Ve nes’elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ. İnnehû hüve’t-tevvâbü’r-rahîm. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.
Allah’ım, senden bağışlanma dilerim. Günah ve kusurlarımı affetmeni isterim. Kerîm olan, kendisinden başka ilâh bulunmayan, daima diri ve her şeyi ayakta tutan Rabbimin mağfiretine sığınırım. O’na yönelir, bizlere tövbe, bağışlanma ve hidayet lütfetmesini isterim. Çünkü tövbeleri kabul eden ve kullarına merhamet eden O’dur. Nefsine zulmetmiş, ölüme, hayata ve yeniden dirilişe kendi gücü yetmeyen aciz bir kul olarak Rabbime tövbe ederim.
Bu dua, kulun aczini kabul ederek Allah’ın rahmetine yönelmesini anlatır. İnsan, Estağfirullah dediğinde hatasını fark ettiğini ve bağışlanmayı yalnız Allah’tan istediğini ifade eder.
اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ، خَلَقْتَنِي وَأَنَا عَبْدُكَ، وَأَنَا عَلَى عَهْدِكَ وَوَعْدِكَ مَا اسْتَطَعْتُ، أَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا صَنَعْتُ، أَبُوءُ لَكَ بِنِعْمَتِكَ عَلَيَّ، وَأَبُوءُ بِذَنْبِي، فَاغْفِرْ لِي، فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ.
Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente. Halaktenî ve ene abdüke. Ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü. Eûzü bike min şerri mâ sana’tü. Ebûu leke bi-ni’metike aleyye ve ebûu bi-zenbî. Fağfir lî fe innehû lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente.
Allah’ım, sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni sen yarattın ve ben senin kulunum. Gücüm yettiği kadar sana verdiğim söz ve ahit üzereyim. Yaptıklarımın kötülüğünden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri kabul ve itiraf ederim. Günahlarımı da kabul ederim. Beni bağışla. Çünkü günahları senden başka bağışlayacak kimse yoktur. Seyyidül İstiğfar Duası, istiğfar duaları içinde çok önemli bir yere sahiptir. Kul bu duayla Allah’ın Rab olduğunu, kendisinin aciz bir kul olduğunu, nimetleri ve günahları kabul ettiğini dile getirir. Bu yönüyle dua, yalnızca af istemek değil, aynı zamanda kulluk sözünü yenilemek anlamı da taşır.
Seyyidül İstiğfar duasının fazileti hakkında hadislerde önemli müjdeler yer alır. Rivayete göre bu duayı faziletine inanarak gündüz okuyan kişi o gün akşam olmadan vefat ederse cennet ehlinden olur. Gece okuyan kişi de sabah olmadan vefat ederse yine cennet ehlinden olur. Bu rivayet Buhârî’de Deavât bölümünde geçmektedir.
Bu duanın öz anlamı şudur: Rabbim, kusurlarımı ve günahlarımı kabul ediyorum. Sana tövbe ve istiğfar ediyorum. Verdiğin nimetlerin şükrünü tam olarak yerine getirmekten acizim. Beni affet ve bağışla.
Tövbe eden kul için en önemli noktalardan biri Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir. Kur’an’da, günahı çok olan kulların bile Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşmemesi gerektiği bildirilir.
قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ ۚ إِنَّ اللّٰهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
De ki: Ey nefisleri aleyhine aşırı giden kullarım. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Bu ayet, tövbenin umut kapısı olduğunu açıkça gösterir. Kişi günahının büyüklüğüne değil, Allah’ın rahmetinin genişliğine bakmalıdır. Fakat bu umut, günaha devam etmek için değil, samimi dönüş için bir vesile olmalıdır.
Kur’an’da insanın dünya hayatına ve şeytanın aldatmasına karşı dikkatli olması gerektiği de bildirilir.
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْئًا ۚ إِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ ۖ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar. Rabbinize karşı gelmekten sakının. Ne babanın evladına ne de evladın babasına fayda sağlayamayacağı günden korkun. Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Dünya hayatı sizi aldatmasın. Aldatıcı da Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.
Hz. Ebûbekir’in, namazın sonunda okuyabileceği bir dua istemesi üzerine Peygamber Efendimizin öğrettiği dua da istiğfar anlamı taşır.
Arapça
اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا، وَلَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ، وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Okunuşu
Allahümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîrâ. Ve lâ yağfiru’z-zünûbe illâ ente. Fağfir lî mağfireten min indike verhamnî. İnneke ente’l-ğafûru’r-rahîm.
Anlamı
Allah’ım, ben nefsime çok zulmettim. Günahları senden başka bağışlayacak yoktur. Katından bir mağfiretle beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin.
Nasuh tövbesi, samimi ve içten yapılan tövbe anlamına gelir. Kişinin günahından kalben pişman olması, o günahı terk etmesi, tekrar işlememeye karar vermesi ve Allah’tan bağışlanma dilemesi nasuh tövbesinin temel şartları arasında yer alır.
Nasuh tövbe yalnızca sözle sınırlı değildir. Kul, önce hatasını kabul eder. Ardından yanlış davranışı bırakır. Daha sonra hayatını düzeltmek için çaba gösterir. Eğer günah, başkasının hakkını ilgilendiriyorsa hak sahibine hakkı iade etmek ya da helallik istemek gerekir.
Salih amel işlemek de tövbenin güçlenmesine vesile olur. Kur’an’da iyiliklerin kötülükleri gidereceği bildirilmiştir. Bu sebeple tövbe eden kişi yalnızca geçmişten pişmanlık duymakla kalmaz, bundan sonraki hayatında daha doğru işler yapmaya gayret eder.
Kur’an’da tövbe kavramı birçok ayette geçer. Bazı yerlerde Allah’ın kullarının tövbesini kabul etmesi anlamında, bazı yerlerde ise kulun Allah’a dönüşü anlamında kullanılır. Tövbe; rücû, inâbe, evbe, gufran ve af kavramlarıyla yakın anlam ilişkisi içindedir.
Bu kavramlar birlikte düşünüldüğünde tövbenin, insanın yaratılıştaki temiz fıtratına dönmesi anlamı taşıdığı görülür. Kul zaman zaman hata yapabilir, gaflete düşebilir ve ahdini unutabilir. Tövbe ise bu bağı yeniden hatırlama ve Allah’a yönelme iradesidir.
Tövbe gerektiren günahların en büyüğü inkâr ve şirk olarak kabul edilir. Bunun dışında kulun Allah’a karşı sorumluluğunu ihmal etmesi, haramlara yönelmesi, kul hakkına girmesi, cana, mala, namusa ve emanete zarar vermesi de tövbe gerektiren ciddi günahlar arasında değerlendirilir.
Hadislerde insanı helake götüren büyük günahlardan sakınılması gerektiği bildirilmiştir. Bunlar arasında Allah’a ortak koşmak, büyü yapmak, haksız yere cana kıymak, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak ve iffetli mümin kadınlara zina isnadında bulunmak gibi büyük günahlar sayılmıştır.
Tövbe eden kişi, günahın büyüklüğünü hafife almamalıdır. Fakat Allah’ın rahmetinden de ümit kesmemelidir. Samimi pişmanlık, günahı terk etme ve Allah’a yönelme, tövbenin temelini oluşturur.