Hac, İslam’ın beş temel şartından biridir ve maddi-manevi imkânı olan her Müslümanın ömründe bir kez yerine getirmesi farz kılınmıştır. Hac ibadetinin sahih (geçerli) olması için yerine getirilmesi gereken bazı farzlar vardır. Bu farzlar eksiksiz yapılmadığında hac ibadeti geçerli olmaz.
İslam âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre haccın 3 farzı vardır:
Bu üç farzdan herhangi biri yerine getirilmezse hac ibadeti geçerli olmaz.
İhram, hacca başlarken yapılan niyet ve bu niyete bağlı olarak uyulması gereken yasaklar bütünüdür. Hacı adayının kalben hac ibadetine yönelmesi ve bu yönelişi belli kurallarla sürdürmesi anlamına gelir. Bu aşamada kişi, dünyevî alışkanlıklardan uzaklaşıp ibadetin ruhuna uygun bir sükûnet ve dikkat hâline girer.
Sürecin ilk adımı, kalben hac yapmaya karar vermek ve bu kararı bilinçle pekiştirmektir. Ardından hacı adayı, “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk…” diyerek bu niyeti dil ile ifade etmek suretiyle niyetini ilan eder; böylece ibadetin sözlü teyidi gerçekleşir ve kalpteki azim dilde yankı bulur.
İbadetin başlangıç noktası ise mikat sınırında ihrama girmektir. Bu noktada kişi, iki parçalı dikişsiz kıyafeti kuşanır, temizlik ve tevazuya dikkat eder, yasakların başladığını idrak eder. İhram yasakları; avlanmamak, saç-kıl kesmemek, güzel koku sürmemek, cinsel ilişki ve kavga gibi davranışlardan kaçınmak gibi hükümleri içerir. Bu bilinçle sürdürülen ihram hâli, haccın manevî iklimine hazırlık sağlar; kalbi arındırır, nefsi terbiye eder ve kulun Rabbine tam bir teslimiyetle yönelmesine vesile olur.
Arafat vakfesi, haccın en önemli farzıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur “Hac, Arafat’tır.” Bu büyük ibadet, zilhicce’nin 9. günü, öğle vaktinden itibaren başlar ve hacıların kalplerinde derin bir tefekkür uyandırır. Haccın ruhu, kulun Rabbi ile buluştuğu bu durağın sükûnetinde tecelli eder.
Hacı, bayram sabahına kadar arafat sınırları içinde bir süre bulunmak suretiyle vakfeyi eda eder; bu süre, kabul niyeti ve ihlasla değerlendirildiğinde manevî bir yenilenmeye dönüşür. Vakfe sırasında kişi dua eder, günahlarından arınma arzusuyla tövbe eder ve gönülden niyazla Allah’tan af diler. Bu hâl, kulun acziyetini itiraf etmesi ve rahmeti ummasıdır.
Şu bir gerçektir ki, arafat vakfesi yapılmadan hac kesinlikle geçerli olmaz. Bu yüzden her hacı, vakfenin vakit ve mekân şartlarına riayet ederek bu farzı yerine getirir; sabır, teslimiyet ve rahmet umuduyla arafat’ta durur. Neticede Arafat, kulluğun özü ve haccın zirvesidir; gönüllerin arındığı, duaların semaya yükseldiği mübarek bir duraktır.
Ziyaret tavafı, hac ibadetinin merkezinde yer alan ve kişiyi ihramdan tamamen çıkaran en önemli adımlardan biridir. Hacılar, kurban bayramı günlerinde kâbe’yi 7 şavt (tur) dolaşarak yapılan farz tavaftır. Kurban bayramı’nın 1. günü başlar ifadesinin gösterdiği gibi, bayramın ilk gününden itibaren bu tavafı eda edebilirler. Tavaf esnasında Hacerü’l-Esved hizasından başlanır, her şavtta aynı noktaya dönülür ve dua ile zikirler sürdürülür.
Bu tavaf, haccın rüknü kabul edildiğinden, belirlenen vakitte yapılması büyük önem taşır. Nitekim, “Bayramın 3. günü güneş batıncaya kadar yapılması gerekir zorunlu hâllerde daha sonra da yapılabilir.” kaidesi, mazeretsiz geciktirmeyi uygun görmezken, hastalık, izdiham veya ulaşım engeli gibi zaruretlerde sonraya bırakmaya izin verir. Ziyaret tavafını tamamlayan hacı, ardından iki rekât tavaf namazını kılar; böylece kurban, şeytan taşlama ve sa’y gibi diğer menasikin anlamı tamamlanır.
İlginizi Çekebilir: Allah'ın İlk Yarattığı Şey Nedir?